( 0 256 ) 563 0120
Germencik
+6...+9° C
Belediye Başkanı

Ümmet AKIN

2018 YILI TÜRKLÜK BİLİNCİ SEMPOZYUM BİLDİRİLERİ


   05.05.2018

II. TÜRK DÜNYASI VE TÜRKLÜK BİLİNCİ ULUSLARARASI SEMPOZYUMU, 03 MAYIS 2018, GERMENCİK/ AYDIN

 

 

II. TÜRK DÜNYASI VE TÜRKLÜK BİLİNCİ ULUSLARARASI SEMPOZYUMU

AMAÇ VE KAPSAMI

  Bu yıl ikincisini düzenleyeceğimiz bu sempozyumla yine binlerce yıllık tarihi bir geçmişe sahip olan Türk Milleti Avrasya adı verilen ve Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan bir bölgede yaşamakta olan Türk Dünyası ve Türklük Bilinci konusunda sunulacak bildirilerle konuya dikkat çekilmesi planlanmaktadır.  Türk Dünyası ve. Türklük şuurunu Türk Tarihi kadar gerilere götürebiliriz. Bu şuur Türk Tarihinin dinamik bir düzlemde seyretmesinin en önemli itici güçlerinden biridir. Türk Tarihinin kesintisiz devamlılığı Türklük şuurunun en önemli sonuçlarından biri olup, bu devamlılık bu günü anlamada ve yarını inşa etmede bir çimento vazifesi görmektedir.

Türklüğün geleceğinin şekillenmesinde önemli rol yaşayacak olan Türk Dünyası tarihsel ve kültürel zenginliklerinin yanı sıra yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle önemli bir potansiyele sahiptir. Bunun yanında jeopolitik ve jeostratejik noktalardan dünya siyasetini etkileyecek bir coğrafyaya sahip olan Türk Dünyası geleceğe yönelik olarak büyük bir potansiyele sahiptir milli bilinçlerin ve milli kimlik anlayışlarının geliştiği günümüzde Türk Dünyasını oluşturan Türk Devlet ve Topluluklarında Türklük Bilincini oluşturmak önem arz etmektedir. 

Bu da Türklük şuurunu önemli bir etken olarak günümüze taşımayı gerektirmektedir. Bunun idrakiyle planlanan Türk Dünyası ve Türklük Bilinci Uluslararası Sempozyumu, Türk Tarihini ve Türklük şuurunu bilimsel verilere dayanarak bu şuurun günümüzde aldığı şekli ve karşılaşılan sorunlara yaklaşımda tarihten gelen tecrübeyi ortaya koymayı amaç edinmiştir. Bu amaçla bir araya gelen tarihçi bilim insanları Türk Tarihinden ilham alarak örnek olaylar, kişiler ve devirler etrafında Türklük şuurunu anlatacaklardır. Sempozyumun amacı günümüzde Türk Dünyası’nda karşılaşılan sosyo-ekonomik, siyasî, kültürel ve daha birçok konudaki sorunlara Türklük şuuru etrafında çözüm önerileri için bilimsel veriler ortaya koymaktır. Sempozyumun kapsamı da bütün Türk Tarihi ve bunu besleyen Türklük şuuru olacaktır. Gelecekte kurulması beklenen Türk Devletleri Birliği, Avrasya ve dünya coğrafyasında önemli bir boşluğu dolduracaktır. Sibirya’dan Hindistan’a, Adriyatik kıyılarından Çin Seddine kadar uzanan bu coğrafyada Türklük şuurunun gelişmesi geleceğimizin garantisi olacaktır. 

 

 

 

Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı

Ümmet AKIN (Germencik Belediye Başkanı)

 

Düzenleme Kurulu Üyeleri

Adem TOY (Germencik Belediye Başkan Yardımcısı)

Prof. Dr. Nazmi AVCI, Süleyman Demirel Üniversitesi

Doç. Dr. Hüseyin ÜRETEN, Adnan Menderes Üniversitesi

 

SEKRETERYA

Abdulkerim TOPÇU. Germencik Belediyesi

Özge OĞUZ           Germencik Belediyesi

Tuba BAYKAL, Germencik Belediyesi

Ali Emre YERDOĞAN, Adnan Menderes Üniversitesi

Bünyamin GEZEN, Adnan Menderes Üniversitesi

Fatma ÇELİK, Adnan Menderes Üniversitesi

Ayşe BULUT, Kırgızistan - Türkiye Manas Üniversitesi

 

 

Bilim Kurulu

Prof. Dr. Abdulkadir DONUK , Beykent Üniversitesi

Prof Dr. Ahmet NAHMEDOV, Adnan Menderes Üniversitesi

Prof. Dr. Akif FARZALİYEV, St. Petersburg Üniversitesi

Prof. Dr. Ali AKAR, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 

Prof. Dr. Bahşeliyev Adil BAHŞELİ OĞLU, Sumqayıt Devlet Üniversitesi,( sdu.adil@gmail.com)

Prof. Dr. Hacıfehmettin SEFERLİ, Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Nahcivan Şubesi

Prof. Dr. Lütfiye ASGERZADE, Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi, (asgerzadelutviyye@yahoo.com.tr)

Prof. Dr. Metin EKİCİ,  Ege Üniversitesi

Prof. Dr. Nadim MACİT,  Ege Üniversitesi

Prof.dr. Nesib NESİBLİ, Ankara Üniversitesi,(nasibli@ankara.edu.tr,05465717473?

Prof. Dr. Yusuf KILIÇ, Pamukkale Üniversitesi, ( ykilic@pau.edu.tr, 0536 5920827)

Doç. Dr. Aida Eyvazlı EYVAZAVA, Sumqayıd Devlet Üniversitesi

Doç. Dr. Asef ORUCOV, Nahcıvan Devlet Üniversitesi,( aseforucov@yahoo.com.tr)

Doç. Dr. Dilşen İNCE ERDOĞAN, Adnan Menderes Üniversitesi

Doç. Dr. Elnur AGAYEV, Kıbrıs Lefke Avrupa Üniversitesi

Doç. Dr. Emin ŞIHALİYEV, Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Nahcivan Şubesi

Doç. Dr. Ergin JABLE, Piriştina Üniversitesi

Doç. Dr. Karimli Samir Salim oğlu, Sumqayıt Devlet Üniversitesi, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü( fateh99@list.ru)

Doç. Dr. Meherremova Sona SABEDDİN KIZI Sumqayıt Devlet Üniversitesi (oguz.gunhan@gmail.com)

Doç Dr. Mustafa SÜRMEN, Adnan Menderes Üniversitesi

Doç. Dr. Oksana KOSHULKO, Polotsk Stade Üniversıty

Doç. Dr. Zafer TANGÜLÜ,   Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi

Dr. Öğretim Üyesi,. Ahmet TOKSOY, Adnan Menderes Üniversitesi

Dr. Öğretim Üyesi, Ayten CAN, Adnan Menderes Üniversitesi

Dr. Öğretim Üyesi, Gülsine ERSOY UZUN, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi

Dr. Öğretim Üyesi, Berna AKYÜZ SİZGEN Adnan Menderes Üniversitesi (berna.akyuz@adu.edu.tr)

Dr. Yeşim DEMİR, Kamu İhale Kurumu

 

Katılımcılar

1 -Prof. Dr. Nadim MACİT, Ege Üniversitesi, “XXI. Yüzyılın Başlarında Türk Milliyetçiliği: Hayal Mi Gerçek Mi?”

 

2 -Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ, Ankara Üniversitesi , ”Nihal Atsız’ın Eserlerinde Ahlak“

 

3 -Prof. Dr. Yusuf KILIÇ, Pamukkale Üniversitesi ; “Miryokefalon Savaşının Yeri ve Önemi Üzerine Bir İnceleme”

4 -Doç Dr. Dilşen İNCE ERDOĞAN, Öğretim Görevlisi Banu Berber BABALIK, Adnan Menderes Üniversitesi “Türk Milliyetçiliğinin Gelişimi Üzerinde 3 Mayıs 1944 Olaylarının Etkileri”

5 -Dr. Öğretim Üyesi Ahmet TOKSOY, Adnan Menderes Üniversitesi “Azerbaycan Türkleri ve Rus İşgali”

6 -Dr. Öğretim Üyesi Ayten CAN, Adnan Menderes Üniversitesi,

 Gürşat KALE, İncirliova Belediye Başkanı,

 Mehmet AKKAYA, İncirliova Belediyesi Kent Belleği Koordinatörü,

“  Kırgızistan’da Yaşayan Ahıska Türklerinin Göç Süreçleri ve Entegrasyonları”

 

7 -Dr. Öğretim Üyesi Filiz AKGÜL, Adnan Menderes Üniversitesi, “Yoğurdun İzinde: Türklerin Yoğurt Tarihi”

 

8 - Dr. Öğretim Üyesi Nilgün DALKESEN İstanbul Medeniyet Üniversitesi“ Türkiye’de ve Batı’da Moğolların Tarihine Yaklaşımlar”

 

9 -Dr. Öğretim Üyesi Selfinaz SAÇAN, Adnan Menderes Üniversitesi, “Türk Toplumunda Çocuk Yetiştirme ”

 

10 -Dr. Öğretim Üyesi Sibel ŞEKER, Adnan Menderes Üniversitesi  “ Türk Kültüründe Anne Olmak; Doğum ve Ebelik”

 

11 -Dr. Yeşim DEMİR, Kamu İhale Kurumu “ İran Türkleri ve Bu Günkü Durumları”

 

12 -Öğretim Görevlisi Coşkun TÜRKAN Adnan Menderes Üniversitesi  “ Millî Mücadele Döneminde Milliyetçilik Söylemi (1919-1923)”

13 -Öğretim Görevlisi Esra ÇETİN,  Adnan Menderes Üniversitesi,” Milli Musiki Yaratma Sürecinde Ziya Gökalp’in Görüşleri Üzerine Bir Değerlendirme “

 

14 -Öğretim Görevlisi Sibel KARASULU, Adnan Menderes Üniversitesi ” İngiliz Kadın Casus Getrude Bell’in Türk Dünyasındaki Faaliyetleri”

 

 

 

Sempozyum Tarihi

03 Mayıs 2018 

 

Sempozyum Yeri

Germencik Belediyesi Konferans Salonu

 

Sempozyum Programı

 

09:00-09:15 Sempozyum Açılışı

Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı

Germencik Belediye Başkanı Sayın Ümmet AKIN’ın konuşması

 

15 Dakika Ara

 

09:30-11:00  I. Oturum

 

Oturum Başkanı: Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ

 

Prof. Dr. Yusuf KILIÇ, Pamukkale Üniversitesi ; “Miryokefalon Savaşının Yeri ve Önemi Üzerine Bir İnceleme”

 

Dr. Öğretim Üyesi Ayten CAN, Adnan Menderes Üniversitesi,

Gürşat KALE, İncirliova Belediye Başkanı,

Mehmet AKKAYA, İncirliova Belediyesi Kent Belleği Koordinatörü,

“  Kırgızistan’da Yaşayan Ahıska Türklerinin Göç Süreçleri ve Entegrasyonları”

 

Dr. Öğretim Üyesi Nilgün DALKESEN “ Türkiye’de ve Batı’da Moğolların Tarihine Yaklaşımlar”

 

Soru- Cevap

15 Dakika Ara

 

11:15-12:30   II. Oturum

Oturum Başkanı :  Prof. Dr. Ahmet NAHMEDOV,

 

Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ, Ankara Üniversitesi , ”Nihal Atsız’ın Eserlerinde Ahlak

Dr. Öğretim Üyesi Ahmet TOKSOY, Adnan Menderes Üniversitesi “Azerbaycan Türkleri ve Rus İşgali”

 

Dr. Yeşim DEMİR, Kamu İhale Kurumu “ İran Türkleri ve Bu Günkü Durumları”

 

Öğretim Görevlisi Sibel KARASULU, Adnan Menderes Üniversitesi ” İngiliz Kadın Casus Getrude Bell’in Türk Dünyasındaki Faaliyetleri”

 

Soru- Cevap

12:30-13:30 Öğle Yemeği

 

13:45-15:15  III. Oturum

 

Oturum Başkanı:  Prof. Dr. Yusuf KILIÇ,

 

Prof. Dr. Nadim MACİT, Ege Üniversitesi, “XXI. Yüzyılın Başlarında Türk Milliyetçiliği: Hayal Mi Gerçek Mi?”

 

Doç. Dr. Dilşen İNCE ERDOĞAN, Öğretim Görevlisi Banu Berber BABALIK, Adnan Menderes Üniversitesi “Türk Milliyetçiliğinin Gelişimi Üzerinde 3 Mayıs 1944 Olaylarının Etkileri”

 

Dr. Öğretim Üyesi Selma GÖKTÜRK ÇETİNKAYA, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, ”Türkçülük Turancılık Davası’nda Fethi Tevetoğlu ve Türkçülük”

Öğretim Görevlisi Coşkun TÜRKAN, Adnan Menderes Üniversitesi  “ Millî Mücadele Döneminde Milliyetçilik Söylemi (1919-1923)”

Öğretim Görevlisi Esra ÇETİN,  Adnan Menderes Üniversitesi,” Milli Musiki Yaratma Sürecinde Ziya Gökalp’in Görüşleri Üzerine Bir Değerlendirme “

 

Soru- Cevap

15 Dakika Ara

 

15:30-17:00 IV. Oturum

 

Oturum Başkanı: Dr. Öğretim Üyesi Ayten CAN

 

Dr. Öğretim Üyesi Filiz AKGÜL, Adnan Menderes Üniversitesi, “Yoğurdun İzinde: Türklerin Yoğurt Tarihi”

 

Dr. Öğretim Üyesi Sibel ŞEKER, Adnan Menderes Üniversitesi “ Türk Kültüründe Anne Olmak; Doğum ve Ebelik”

 

Dr. Öğretim Üyesi Selfinaz SAÇAN, Adnan Menderes Üniversitesi, “Türk Toplumunda Çocuk Yetiştirme ”

 

17:30-18:00 Kapanış ve Değerlendirme

18:30-19:30 Akşam Yemeği

20:00-22:00 Konser

 

 

 

TÜRKİYE’DE VE BATI’DA MOĞOLLARIN TARİHİ’NE YAKLAŞIMLAR

Dr. Öğretim Üyesi Nilgün DALKESEN[1]

 Öz

Ortalama olarak 150 yıl kadar Asya ve Orta Doğu Coğrafyasını hâkimiyeti altında tutan Moğol İmparatorluğu tarihine karşı, son dönemlerde özellikle batılı tarihçiler büyük ilgi göstermektedirler. Batı yakıp yıkan genel “barbar Türk-Moğol” yaklaşımı yerine,  Türkleri görmezden gelerek, Dünya tarihini yeniden şekillendiren “muhteşem Moğol” yaklaşımı sergilemeye başladı.  Bu ilgi öyle boyutlara ulaştı ki Moğol tarihi M. Ö. 300lerde kurulan Hun İmparatorluğu tarihine dayandırılmakta ve Moğollar Orta Asya tarihinin yüzyıllar boyunca en önemli aktörleri olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Batı’nın Moğol tarihine karşı ortaya koyduğu bu yeni yaklaşım, Orta Asya Tarihinde Moğolları ön plana çıkararak Türkleri geri planda bırakmakta veya görmezden gelmektedir. Batı tarihçiliğinin Moğol tarihine karşı böyle bir yaklaşım sergilemesinde şüphesiz Sovyet Rusya’nın dağılması ile ortaya çıkan yeni siyasi tablo çok etkili olmuştur.  Moğolistan’ın Çin’e ve Rusya’ya komşu bağımsız bir devlet olması Moğolistan’ı cazibe merkezi haline getirmiştir. Bu siyasi gelişmelerin yanı sıra, Orta Asya tarihine sosyolojik ve antropolojik bulgular ışığında yaklaşılması da Moğol tarihine kültürüne karşı olumsuz düşüncelerin değişmesine sebep olmuştur. 

Türk tarihçiliği de batılıların aksine  “barbar Moğol” anlayışı ile Moğol tarihini genel olarak Türk tarihinden ayrı görmeye veya hiç görmemeye devam etmektedir. Oysa Moğol İmparatorluğu Türklerin katkıları ile bin yıllık Türk devlet geleneği üzerine kurulmuş bir imparatorluktur.  Ayrıca Çağatay, Altınordu ve İlhanlı hanedanlıkları 14. Yüzyılın başından itibaren Türk-İslam kültürünün etkisi altında girmiş, Müslüman olmuşlar ve Türkçe konuşmaya başlamışlardır. Tüm bunların yanı sıra, başta Anadolu’nun Türkleşmesi olmak üzere Moğol İmparatorluğu’nun Türk tarihinde çok önemli etkileri olmuştur. Bu nedenlerle Türk tarihçiliğinin Moğol tarihini incelerken yeni bir anlayış ve yaklaşım geliştirmesi gerekmektedir. Bu çalışmada Batı’da ve Türkiye’de Moğol tarihi çalışmaları karşılaştırmalı olarak incelenecektir.

Approaches to the History of Mongols in the West and Turkey

Abstract

Recently, Western historians have shown great interest to the history of the Mongol Empire which ruled over Central Asia and Middle East about 150 years. Instead of “barbar Turco-Mongol” understanding, western historiography tried to establish the perception of “magnificent Mongol” by ignoring the Turks in the Central Asian history. In this frame, they claimed that the Hiung-nu Empire, establish 300 B.C, was the Mongol and they tried to show the Mongols the most important actors of the Central Asian history through history. This new historical approach highlighted the Mongols and overshadowed or ignoring the Turks in the history. Undoubtedly, the new political conditions raised with the disintegration of the Soviet-Russia became very effective; Being neighbor to China and Russia made Mongolia center of attention. Besides these political developments, approaching to the Central Asian history under the light of sociological and anthropological theories, caused to change negative ideas about the Mongol history and culture. 

On the other hand, Turkish historiography continued to undermine Mongol history with the understanding of    “barbar Mongols.”  In fact, The Mongol Empire was established on the thousands years old of Turkish state tradition with the contributions of the Turks.  The Mongol dynasties (Chagatai, Golden Horde and Il-Khans) entered under the influence of the Turkish-Islamic culture and became Muslim and Turkish speaking.  Furthermore, like Turkification of Anatolia, they had great impacts on the Turkish history. Therefore, Turkish historiography needs new understandings and approaches to the Mongol history. In this study, Mongol history studies in the west and in Turkey will be examined in a comparative perspective.

 

 

AZERBAYCAN TÜRKLERİ VE RUS İŞGALİ

Dr. Ahmet TOKSOY

 

Türk Milletinin devlet kurduğu bölgelerden birisi de Kafkasya’dır. Günümüz Türk Dünyasının önemli bir parçasını oluşturan Azerbaycan Türk Cumhuriyeti’dir. Azerbaycan’ın adı hakkında bugüne kadar birçok şey söylenmiştir. Muhtemelen bu isim bu bölgede bir devlet kurmuş olan Hazar (Kasar) Türkleri ile ilgilidir. Coğrafi olarak Azerbaycan, Asya kıtasının batısında, Kafkas Dağları’nın güneydoğu kesiminin güney yamaçları önünde yer alır.Kuzeyinde Dağıstan Özerk Cumhuriyeti, kuzeybatıda Gürcistan, batısında Ermenistan, güneyinde Güney Azerbaycan (İran Azerbaycan’ı) yer almaktadır. Doğu sınırını tamamıyla Hazar Denizi oluşturur. Azerbaycan’a bağlı Nahçivan Özerk Bölgesi ise batıda Türkiye ile sınırlıdır.

            Azerbaycan, Türk âleminde batı Türkleri diye anılan Oğuzların yani Türkmenlerin doğu kanadını teşkil eden Azeri Türklerinin yaşadığı ülkedir. Bin yıldan beri Türklere vatanlık yapan Azerbaycan, bugün ikiye Aras Nehri ile ikiye bölünmüş olup kuzey bölümü Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra bağımsızlığını kazanmıştır. Güney bölümü ise İran sınırları içindedir ve halen suskunluklarını sürdürmektedir. Türkiye’nin dışında kalan Oğuz kütlesinin en büyük kısmı bu ülkede yaşamaktadır. Kuzey Azerbaycan’ın başkenti Bakü olup, önemli şehirleri, Gence, Şuşa, Lenkeran, Kuba, Şeki vs.dir. Azerbaycan’ın Türk Dünyası için oldukça önemlidir. Bu önemi Ahmet Caferoğlu şu şekilde ifade etmektedir; “Günün birinde doğudaki Türk ülkeleri ile batıdaki Türk ülkeleri tarihi seyrinde muayyen bir yakınlık ve birlik istikameti belirecek olursa, bu birliğin özünü ve bel kemiğini mutlaka Azerbaycan teşkil edecektir” .

 

 

 

İNGİLİZ CASUS GERTRUDE BELL’İN

TÜRK DÜNYASINDAKİ FAALİYETLERİ

 

Sibel Karasulu

Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü                            Tarih Anabilim Dalı sibel.karasulu@adu.edu.tr

Özet

XIX. yüzyıl, İngiliz gezginlerin Osmanlı ülkesine çok sayıda seyahatte bulundukları, zengin içerikli seyahatnameler kaleme aldıkları bir dönemdir. Esasen, eserlerin çoğu arkeolojik, coğrafi ve sosyo-ekonomik açıdan değerli bilgiler içermekle birlikte,  gerek kullanılan dil, gerekse muhtevaları sebebiyle İngiliz dış politikasındaki eğilimlerle doğrudan ilişkilidir.

            XIX. yüzyılda sıcak denizlere inme ve petrol kaynaklarını ele geçirmeye yönelik sömürgeci devlet politikasını sürdüren Britanya hükümeti için görev yapan İngiliz Oryantalist seyyahlar arasında İngiliz kadın seyyah Gertrude Bell öne çıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, Anadolu’ya ve Ortadoğu’ya uzun seyahatler yapan Bell, Ortadoğu’da İngiliz politikasının kurucusu ve planlayıcılarındandır. Yıllar süren Şark gezilerinde çektiği fotoğrafları, çizdiği haritaları, elde ettiği bilgileri, siyasi ve etnik yapılanmaları raporlar ve mektuplar halinde ülkesine bildirmiş, Türk topraklarında casusluk faaliyetlerinde bulunmuştur. Bell, özelikle Osmanlı'dan geriye kalan topraklarda kurulacak yeni ülkelerin şekillenmesine katkıda bulunarak, öncelikle petrol bakımından zengin toprakları Türklerin elinden almak, İngiliz mandasında bir ülke kurmak amacıyla Türklere karşı Arap isyanını teşvik etmiştir.

  Bu çalışmada, Ortadoğu ve özellikle de Irak’taki çalışmaları nedeniyle
İngiliz İstihbaratı ve İngiltere Dış İşleri Bakanlığı tarafından “Çöl Kraliçesi” olarak adlandırılan Gertrude Bell’in Türk dünyasındaki faaliyetleri;
 döneme ait günceleri, mektupları, fotoğrafları ışığında değerlendirilecektir. Birincil kaynakların değerlendirilmesi açısından önem arz eden bu çalışmada, Türk tarihi ve Türk dünyası ile ilgili çalışmalara katkıda bulunmak hedeflenmektedir.

 

            Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, Türk Dünyası, Türkiye, Gertrude Lawthian Bell.

 

 

 

 

        MİLLÎ MÜCADELE DÖNEMİNDE MİLLİYETÇİLİK SÖYLEMİ(1919-1923)

                                                                                                                        Coşkun TÜRKAN                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             

         XIX. yüzyılın ortalarından itibaren kitleler için en önemli tutunum ideolojisi haline gelen milliyetçilik, Osmanlı İmparatorluğu’nda öncelikle başlangıçta gayr-i müslim unsurlar üzerinde etkili olmaya başladı. Bu durum zamanla bürokratik ve kültürel Türk milliyetçiliğinin filizlenmesine, XX. yüzyılın başında ise bunun siyasallaşması ve kitleselleşmesine yol açtı. Diğer bir ifadeyle Türk milliyetçiliğinin kaderini teoriden ziyade fiili olayların belirlediğini söylemek mümkündür. Nitekim I. Dünya Savaşı’yla imparatorluğun hızla çözülmesi ve Anadolu’nun işgali, halkın “Müdafaa-i Hukuk” cemiyetleri adı altında “yerel olarak” örgütlenmesini gündeme getirdi. Bu örgütlenme, Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçmesi ve askeri kadronun kitleyle bütünleşmesiyle ülkeselliğe, yani ulusal bir niteliğe dönüşmeye başladı. Millî Mücadele yıllarında, emperyalist devletler ve onların Anadolu’daki uzantıları olarak görülen gayr-i müslim toplumlar en görünür kıstaslarıyla, yani önce dinleri, ardından da etnik kimliklerini meydana getiren unsurlarla kodlandı. Millî kimliğe yönelik bir tartışma ve bir ‘kimlik mühendisliğinin’ yapılmadığı bu dönemde, bağımsızlık mücadelesi veren Türk-Müslüman kitle de kendisini, aralarında ayrım bulunmayan, bölünmez bir bütün olarak tanımladı. Bütün bunlar kaçınılmaz bir şekilde önceliğin bağımsızlığa verildiği bu dönemde, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde kurucu kadronun söylemine yansıdı. İslâmiyet’in toplumsal gruplar üzerinde etkisinin farkında olan Mustafa Kemal Paşa, verilen bağımsızlık mücadelesinde birliktelik sağlama amacıyla, İslâm’ın sembolik kaynaklarından yararlanma yoluna da gitti. Bu bağlamda Millî Mücadele yıllarının siyasal söyleminde “Türklük” ve “Türk milliyetçiliği” ifadeleri yerine, dönemin resmi belgelerinde daha çok geleneksel bir dil, terminoloji kullanıldı. Nitekim Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne “bilcümle İslâm vatandaşların” üye olabileceğinden söz edilmesi, Sivas Kongresi’nde, “bilcümle anasırı İslâmiye(nin) yekdiğerine hürtmet”ine vurgu yapılması ve Misak-ı Millî belgesinde “dini, soyu, istekleri bir olan Osmanlı İslâm çoğunluğun oturduğu bölgelerin tümü(nün) hiçbir sebeple ayrılmaz bir bütün” olduğunun dile getirilmesi, bunun göstergeleri arasındadır. Bu dönemde sıklıkla dile getirilen “milli” ve “millet” terimleriyle asıl kastedilen, belirli bir toprak parçası üzerinde yaşayan ve birbirlerine dinsel bağlarla bağlanmış bir topluluktu. Dolayısıyla dile getirilen bu “millet”, ne klasik İslâm’daki “millet” ile aynı özellikler taşımakta ne de konvansiyonel Avrupa modeliyle uyuşmaktadır. Kısaca Mustafa Kemal Paşa, bu süreçte mücadelenin “millî” temelini tanımlama konusunda oldukça dikkatli davranarak ve sıklıkla “millî” ve “millet” terimlerini ön plana çıkararak, bir yandan bu terimlerin Osmanlı coğrafyasındaki toplulukların kolektif hafızalarındaki ‘geleneksel’ anlamından, diğer yandan da, ‘modern’ anlamından yararlanma yoluna gitti. Diğer bir ifadeyle “millî” kelimesinin “dini olan” ve “ulusal olan” şeklindeki çift anlamlığından yararlanma yoluna giderek, en azından kavramsal düzeyde milliyetçi söyleme geçişe zemin hazırladı.     

Anahtar kelimeler: Millet, Milliyetçilik, İslâm, Türklük

 

 

         NATIONALISM DISCOURSE IN THE NATIONAL CAMPAIGN (1919-1923)                                                                                                         

                                                                                                                       Coşkun TÜRKAN                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             

From the middle of the XIX century , nationalism, which became the most important ideology  for the masses, began to affect primarily the non-Muslim elements in the Ottoman Empire at first. This situation begun to develop the formation of bureaucratic and cultural Turkish nationalism in time , led to its politicization and massification  in the beginning of the XX century. In other words it is possible to say that actual events predistined the fate of Turkish nationalism rather than theory . As a matter of fact, the rapid dissolution of the empire with the First World War and the occupation of Anatolia brought about the idea that the people would organize "locally" under the name of "The Association for Defense of National Rights" societies. This organization has begun to turn into a nationality, ie a national character, by the passing of Mustafa Kemal Pasha to Anatolia and the integration of the military personnel with the masses. In the years of the National Campaign, the imperialist states and their non-Muslim societies, which are regarded as their extensions in Anatolia, were coded with their most visible criteria, first their religions and then  the elements that generate their  ethnic identities. In this period when there was no discussion of national identity and no 'identity engineering', the Turkish-Muslim mass, which gave the struggle for independence, defined itself as a non-discriminatory, indivisible whole. All of this was inevitably reflected in the discourse of the founding staff under the leadership of Mustafa Kemal Pasha in this period when priority was given to independence. Being aware of the influence of Islam on social groups, Mustafa Kemal Pasha also went to benefit from the symbolic resources of Islam in order to provide unity in the struggle for independence. In this context, rather than the expressions of "Turkishness" and "Turkish nationalism" in the political discourse of the National Struggle years, more traditional language, terminology was used in the official documents of the period. As a matter of fact, mentioning that all Islamic citizens  can be a member of The Oriental Anatolia Association for Defense of National Rights, emphasizing respesting of Islam  and mentioning all regions that the majority of Ottoman Islam which has same religion,race, ambition live are indivisible whole in the National Pact documents are amongs the indications . The term "national" and "nation", which are often mentioned in this period, is a community that lives on a particular piece of land and is connected to each other by religious ties. Therefore, this "nation" that is expressed does not have the same characteristics as the "nation" in classical Islam, nor does it conform to the conventional European model. n short, Mustafa Kemal Pasha, in this period, is very careful to define the "national" basis of the struggle, and frequently feature  terms "national" and "nation"  on the one hand, to use these terms in the 'traditional' sense of the collective memories of the communities of the Ottoman geography, and on the other, in the 'modern' sense.

Key words;Nation,Nationalism,Islam,Turkishness

 

 

 

MYRİOKEPHALON SAVAŞININ YERİ VE ÖNEMİ ÜZERİNE BİR İNCELEME

                                                

                                                                                                           Yusuf KILIÇ*

                                                                                                     

Myriokephalon Savaşı 1176 yılının Eylül Ayı’nda Türkiye Selçukluları ile Bizans Devleti arasında meydana gelmiştir. Anadolu Türk tarihindeki önemi bakımından Malazgirt Savaşından sonra ikinci sırayı almaktadır. Bu savaştan alınan galibiyetle Anadolu Türk tapusu tescillenmiştir. Ancak günümüze kadar savaşın yeri hakkında birçok çalışma yapılmış olup, kesin neticeler elde edilememiştir. Bunun temel sebeplerini şu şekilde sıralamak mümkündür

-Savaş hakkında bilgi veren yazılı kaynakların kısıtlı olması.

-Az sayıdaki yazılı kaynakta geçen yer ve yöre adlarının lokalizasyonlarının sağlıklı bir şekilde yapılamamış olması.

-Savaş sonunda elde edilen galibiyetin Anadolu Türk tarihi açısından büyük öneme haiz olmasından dolayı İç Batı Anadolu şehirlerimiz arasında sahiplenme rekabetine yol açması.

-Ortaya konulan görüşlerin yüzey araştırması veya arkeolojik bulgularla desteklenmeyip, çoğunlukla birbirinin tekrarı olan masaüstü çalışmalardan oluşması.

Gerçekten savaşın yerini tespit etmek için en geniş bilgiyi veren Niketas Khoniates’in Historia adlı eserini iyi bir şekilde incelemek ve bunu yüzey araştırmalarında elde edilecek bilgilerle desteklemek gerekmektedir. Niketas eserinin altıncı kitabında İmparator Komnenos’un Dorylaion Kalesini (Şarhöyük: Eskişehir İlinin kuzeydoğusunda) yeniden inşa etmesinin taraflar arasında tartışmaya yol açtığını belirttikten sonra, Myriokephalon Savaşının hazırlıklarına başladığını anlatmaktadır. Burada Bizans imparatorunun ordusunun yol güzergâhını şöyle izah etmektedir. “İmparator başkentten hareketle Phrygia ve Laodikeia içinden geçip, benim doğduğum yer olan eski Kolossai, şimdiki Khonai’a (Honaz) geldi. Burada Başmelek Mikhail kilisesini ziyaret etti. Khonai’den imparator, Lampis (Çardak) üzerinden Kelainai’e (Dinar) yürüdü. Maryas suyunun (Çerkez Pınarı) karıştığı Menderes’in kaynakları buradadır. Bundan sonra imparator Khoma (Homa=Gümüşsu) ve Myriokepholan’a geldi. Burası eski ve terk edilmiş bir kaledir veya orada olup bitenlerden bu adı almıştır. Ayrıca Türklerde görülmüşlerdi ve küçük çarpışmalarla Bizanslılara saldırmaya başlamışlardı. Selçuklu Sultanı ise önce ricada bulundu fakat barış ihtimalinin ortadan kalkmasıyla Bizans ordusunun yol güzergâhı olan “Tzibritze geçiti” adını taşıyan yolun darlaştığı yeri işgal etti. Tzibritze geçidi yüksek yamaçlarla çevrili uzun bir vadidir. Kuzeye doğru gittikçe dikliği azalır ve yayvan tepeler arasında geniş vadiler halini alır. Güneye doğruysa vadi gittikçe dikleşir ve sarplaşır.

Niketas ayrıca geçidin iki tarafını oluşturan tepeler arasında yedi ayrı yarık olduğunu ve savaş esnasında bir kum ve toz fırtınası meydana geldiğini anlatmaktadır. Yine Niketas İmparatorun kendisine getirilen sudan bir yudum aldıktan sonra onu geri yere boşalttığını zira suda kan kokusu olduğunu ifade etmiştir. Niketas savaşın Türklerin galibiyetiyle neticelendiğini belirttikten sonra Bizanslıların Khonai üzerinden Philadelphia (Alaşehir)’ya döndüklerini söylemektedir.

SONUÇ

1- Niketas’ın eserinde geçen yer adlarının tespitiyle savaşın Dinar’a yaklaşık 45 km. mesafede olan Denizli Çivril ilçesinin Işıklı Göl ve Homa civarındaki bir sahada olması kuvvetle muhtemeldir. Zira Bizans ordusunun yol güzergâhı olan Kolassai (Honaz), Lampis (Çardak), Klenai (Dinar), Marsyas Suyu (Çerkez Pınarı?), Homa (Gümüşsu), Lampe (Çivril Ovası)’na lokalize edilmektedir.

2- Eserde adı geçen yer adları Roma İmparatorluk Döneminden itibaren kullanılan ve Philadelphia (Alaşehir) üzerinden Laodikeia’dan doğuya doğru uzanan büyük yolun üzerindedir.

3- Yine eserde sözü edilen Soublion Kalesi, Homa civarındaki Düzbel Geçidinin girişinde sağ tarafta olup adı bilinmeyen eski Roma yerleşiminin kuzeyindeki tepede bulunan kale veya Işıklı Göl’ün kuzeyinde olan Sarı Baba Tepesindeki kale olmalıdır.

4- Savaşın yapıldığı boğazda sözü edilen çay ise Kûfi Deresi denilen yerde olmalıdır.

5- Savaşın bitiminden sonra Bizanslıların Khonai üzerinden Phladelphia’ya dönmeleri yani aynı yol güzergâhını kullanmaları da savaşın Çivril gibi yakın bir alanın sınırları içerisinde olduğunu göstermektedir.

6- Niketas’ta betimlemesi yapılan yüzey şekilleri daha çok Kûfi Geçidiyle uyuşmaktadır.

7-Savaşın iki devletin hudut sahasında olması ihtimali yüksektir. Her ne kadar hudut çizgisi tam olarak bilinmese de Eskişehir Dorlaion Kalesi ve Homa civarındaki Sublaion Kalesi sınır çizgilerinin kuzeyden güneye uzandığını göstermektedir.

8- Her ne kadar Ermeni ve Süryani kaynakları da savaş hakkında bilgi verseler de bunlar savaştan çok daha sonraları oluşturmuş kaynaklardır ve savaş alanına çok uzak bir mesafede bulunan kişiler tarafından yazıldıklarından içeriklerini dikkatlice tahlil etme ihtiyacı vardır.

9-Bizans imparatoru Manuel’in yenilgiden sonra İngiltere Kralı II. Henry’e yazdığı mektupta savaşın akıbetini detaylarıyla anlatırken, Türklerin “Cybrilcymani” dedikleri bölgenin dar geçitlerinde hücuma geçtiklerini söylemektedir. Bu isim “Çivril çimeni” şeklinde değerlendirilebilir.

10- Kesin neticeler elde etmek için detaylı yüzey araştırması ve arkeolojik çalışmalara ihtiyaç vardır.

 

TÜRKÇÜLÜK TURANCILIK DAVASI’NDA FETHİ TEVETOĞLU VE TÜRKÇÜLÜK ANLAYIŞI

Selma GÖKTÜRK ÇETİNKAYA*

Hüseyin Nihal Atsız’ın Orhun Dergisinin Mart ve Nisan 1944 sayılarında dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı mektupta komünistlerden bahsederek bunların devlete sızmaya başladıklarından bahsetmesi ve ikinci mektupta Sabahattin Ali’nin ismini vermesi ile Ali Atsız’a hakaret davası açmış ve bu davanın ilk duruşması 26 Nisan 1944’te görülmüştür. Davanın ikinci duruşmasının olduğu 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü milliyetçi gençlerin Ankara Adliye Sarayı’nda başlattığı gösteri Ulus Meydanı’na sıçramış; yürüyüşün büyümesi ile gözaltına alınmalar başlamıştır. Sokakta başlayan gözaltılar zamanla genişlemiş ve dört ay boyunca soruşturmalar devam etmiştir. Soruşturmaların ardından Zeki Velidi Togan, Hasan Ferit Cansever, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu, Orhan Şaik Gökyay, Reha Oğuz Türkkan, Hüseyin Namık Orkun, Sait Bilgiç, M. Zeki Özgür Sofuoğlu, İsmet Tümtürk, Hikmet Tanyu, Hamza Sâdi Özbek, Muzaffer Eriş, Cebbar Şenel, Nurullah Barıman, Cihat Savaşfer, Fazıl Hisarcıklı, O. Yusuf Kadıgil, Fehiman Altan, Cemal Oğuz Öcal ve Saim Bayrak mahkemeye verilmiştir. İstanbul I. Sıkıyönetim Mahkemesi’nde 7 Eylül 1944’te başlayan dava, 29 Mart 1945’e kadar devam etmiştir. Bu süreçte gerçekleşen 66 oturumun sonrasında Togan, Atsız, Türkkan, Barıman, Savaşfer, Sançar, Türkeş, Şenel ve Öcal’la birlikte Tevetoğlu on yıla varan hapis ya da sürgün cezalarına çarptırılmışlardır.

“Irkçılık-Turancılık gayretleriyle gizli cemiyet kurarak, millete ve vatana karşı hıyanet hareketine teşebbüs ettiklerinden dolayı, tahkikatları mevkufen yapılan şahıslar” arasında yer alan Fethi Tevetoğlu, hazırlanan çalışmada ele alınacak isimdir. Askeri Tıbbiye mezunu olan Tevetoğlu, 22 Haziran 1944’te Samsun’da tevkif edilmiş ve İstanbul’a sevk edilerek Tophane Askeri Cezaevi’nde 124 gün kalmıştır. On bir yıllık Askeri Tabip Fethi Tevetoğlu; “orduda zararlı, Anayasa’ya aykırı, Türklüğü parçalayacak propaganda yaptığına” dair suçlamalarla 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmıştır. Askeri Temyiz Mahkemesi tarafından hakkında verilen hüküm bozulan Tevetoğlu’nun Türkçülük anlayışının “Biz Türkçüyüz, Türk'ten yanayız. Ve bu itibarla da Türkçeciyiz. Fakat Ziya Gökalp’in açtığı yolda, Atatürk'ün bayraktarlığını ettiği Ata Türkçeciyiz. Ataç Türkçecisi değiliz” doğrultusunda olduğunu görmekteyiz. Çalışmada Fethi Tevetoğlu’nun Türkçülük Turancılık Davası’ndaki sorgulanması ve savunması analiz edilecektir. Dava sürecinde yaptığı söylemleri bağlamında Tevetoğlu’nun Türkçülük anlayışı değerlendirilecektir.

Anahtar Kelimeler: Türkçülük, Fethi Tevetoğlu, Türkçülük Turancılık Davası, 3 Mayıs 1944

*Dr. Öğr. Üyesi, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, selma.cetinkaya@bilecik.edu.tr

 

 

TÜRK KÜLTÜRÜNDE ANNE OLMAK, DOĞUM VE EBELİK

                                                                                                      Dr. Öğr. Üyesi Sibel Şeker*

 

Türk kültüründe kadın oldukça önemli bir yere sahiptir. Orta Asya’dan günümüze kadar farklı kültürlerle etkileşim yaşanmış olsa da kadın değerini yitirmemiştir. Anne olmak ise kadının en önemli özelliklerindendir. Türk kültüründe her evrede annelik; üremek, verimlilik, bolluk, soyun sürmesi anlamına gelir ve kadına değer kazandırır.

Anne olmak, doğum ve ebeliğe yönelik yaklaşımlar ve ritüeller dinsel etkileşimlerle yön bulmaktadır. Türk din tarihçileri, Türklerin dini yaşamlarını dört ana evreye ayırırlar:

— Geleneksel Gök Tanrı İnancı

— Semavi Dinlerle Tanışma

— İslamiyet’in Kabulü

— Modern Dönem

Geleneksel Gök Tanrı inancında doğum çocuğa kavuşmaya yönelik özel bir anlam kazanırken, şaman dinine göre ebeler kötü ruhları kovan kişi olmaktadır. Semavi dinlerle tanışma ve İslamiyet’in kabulüyle birlikte çeşitlilik gösteren ebeler kadına doğumda destek olan kişilerdir. Modern dönemde ise hekime doğumda destek veren kişiler olmuşlardır.

 

*Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi-Aydın

 

 

TÜRK TOPLUMUNDA ÇOCUK YETİŞTİRME

Selvinaz SAÇAN

Dr. Öğr. Üyesi, Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü

Özet

Çocuğa yüklenen anlam ve roller tarihsel süreç içinde kültür ve toplumlara göre değişiklik göstermiştir. Çocuğa bakış dünyada; tarih öncesi, ilk çağ, orta çağ, Rönesans ve modern çağ başlıkları altında incelenirken ülkemizde ise Osmanlı Devleti’nde çocuk ve Cumhuriyet döneminde çocuk başlıkları altında ele alınmaktadır. Tanzimat dönemine kadar olan eserlerde çocuk ve çocukluğa ilişkin konulara neredeyse hiç değinilmediği görülmektedir. 19. Yy ortalarına kadar, çocuklar için giysi üretilmemesi, yetişkinler gibi giydirilmeleri ve özel yaşam alanlarının olmaması çocukların “minyatür yetişkinler” olarak algılandığını göstermektedir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, uzun süren savaşlardan sonra ekonomik buhranların yaşanması sonucu toplumun sosyal ve ekonomik yönden etkilenmesinde çocuklar da paylarına düşeni almışlar, birçok çocuk yoksulluk nedeniyle küçük yaşta gücünün üstünde ve düşük gelirli işlerde çalışmak zorunda kalmıştır. 19.  Yüzyılın ortalarından sonra geleceğin yetişkinleri olan çocuğun yetişkinlerden farklı gereksinimlerinin olduğunun, 20 yy da çocukların bakımının bir toplum sorunu olduğunun anlaşılmasıyla çocuklara daha fazla değer ve önem verilmiştir.

Geleneksel Türk toplumunda evlilik çocuk sahibi olmakla eş tutulmaktadır. Çocuksuz ev tütmeyen ocağa benzetilmektedir. Çocuk aynı zamanda evlilik birlikteliğini sağlamlaştıran unsur olarak görülmekte ve çocuğun bakımından özellikle anne sorumlu tutulmaktadır. Her ne kadar yasalarla çocukların hakları belirlenmiş, her türlü kötü muameleye karşı korunmaları için her türlü önlem alınmış olsa da gelenekler açısından çocuğun bakım ve eğitim sorumluluğunun sadece aileye verilmesinden dolayı bazen bu sorumluluk çocuğun zararına işleyecek duruma da gelmiştir. Çocuğun ilk “İnsan Olma” eğitimini aldığı yer ailesidir. Herhangi bir mesleği öğrenmek ve yapmak için bir eğitim kurumuna başvurmak ve belli bir süre eğitim almak gerekirken milyonlarca insan hiç eğitim almadan, kendi ebeveynleri ve diğer aile büyüklerinden kendi deneyimleriyle edindikleri tecrübelere göre çocuklarını yetiştirmişlerdir. Zaman içinde ebeveyn-çocuk ilişkisi ve kuşaklararası farklılıkların yaşanması bu konuda ailelere yönelik kitapların yazılması ve anne-baba eğitimlerinin yapılması konusunu gündeme getirmiştir. Nitekim ülkemizde 1989 yılında İstanbul Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Bölümü tarafından “Anne-baba Okulu” projesi başlatılmıştır. Anne babalara yönelik rehber kitapların ise 1990 yılından sonra yayınlanmaya başladığı dikkati çekmektedir.

Anahtar Kelimeler: Türk toplumu, çocuk, ebeveyn, çocuk yetiştirme.

 

 

 

 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN GELİŞİMİ ÜZERİNDE 3 MAYIS 1944 OLAYLARININ ETKİLERİ

Doç. Dr. Dilşen İNCE ERDOĞAN

Öğr. Gör. Banu BERBER BABALIK

Adnan Menderes Üniversitesi

drinceerdogan@gmail.com

banubabalik@adu.edu.tr

 

Türk milleti için yeni bir başlangıç olan ve Türk milliyetçiliğinin bir zaferi olarak kurulan Cumhuriyet ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti milli bir devlet olarak kurulmuştur. 1923 - 1950 dönemi Türkiye’de bazı kavramların ve kurumların yerleşme dönemi olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nde milli devlet ideolojisinin gereği milliyetçilik kavramı yerleştirilmeye çalışılmıştır. Fakat dünyadaki birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de milliyetçilik kavramı üzerinde ortak bir fikre varılamamıştır. Bu karmaşık ortamda milliyetçilik başlığı altında Türk milliyetçiliği, Atatürk milliyetçiliği, Liberal milliyetçilik, etnik milliyetçilik gibi kavramlar görülmüştür. Ortaya çıkan milliyetçilik türleri ile birlikte toplumsal alanda da değişmeler görülmüştür.

Siyasal olarak belirli dönemlerde etkisini yoğun olarak gösteren Türkçülük akımı 3 Mayıs 1944 ile birlikte önemli bir hareket kazanmıştır. 1944 yılında görülen Sabahattin Ali – Nihal Atsız Davası sonrasında gelişen gözaltı ve tutuklamalar Irkçılık – Turancılık Davası adı ile açılan davalarla devam etmiştir. Dönemin siyasi gelişmelerinin de etkisiyle şekillenen bu davalar 1944 Milliyetçilik Olayları’nın başlangıcı olmuştur. 3 Mayıs gösterileri Türk milliyetçilerinin ilk defa ortaya koyduğu tavır ve tepkisi olması bakımından önemlidir.

Bu çalışmada 3 Mayıs 1944 Olayları’nın öncesinde yaşanan siyasi ve toplumsal gelişmeler ve bu olaylar üzerindeki etkileri incelenecektir. Çalışma sırasında olaylarda yer alan isimlerin anılarından ve olayların dönemin basınına yansıyan yönlerine değinilecektir.

Anahtar Kelimeler: Türkçülük, 3 Mayıs 1944, Milliyetçilik, Nihal Atsız, Sabahattin Ali.

 

 

 

 

 

3 MAY 1944 ON THE DEVELOPMENT OF TURKISH NATIONALISM

 

The Republic of Turkey was founded as a nation-state, a new beginning for Turkish nation and a victory of the Turkish nationalism. The period between the years 1923-1950 was a settlement period of certain concepts and institutions in Turkey. The concept of nationalism was tried to be settled due to the nation-state ideology of the Republic of Turkey. However, a common opinion on the concept of nationalism could not be reached also in Turkey as it happened in most of the countries in the world. Under the title of nationalism, the concepts as Turkish nationalism, Ataturk nationalism, Liberal nationalism and ethnic nationalism have been seen in this complicated environment. Along with the emerging types of nationalism, there were changes occurred in the social sphere.

The Turkism movement, which showed its influence extremely at certain periods in political terms, became significant after 3 May 1944. The custodies and arrests developed following Sabahattin Ali - Nihal Atsiz Case in 1944 continued with the cases opened under the name of Racism – Turanism Case. These cases, which have been shaped by the political developments of the period, were the beginning of the 1944 Nationalism Events. The May 3 protests are significant with regards to the fact that it is the first protest that Turkish nationalists showed their attitude and reaction.

In this study, the political and social developments that occurred before 3 May 1944 Events and the effects on these events will be examined. In the study, it will be referred to the memoirs of the people involved in the events and the aspects of the events which were reflected in the press of that period.

 

Keywords: Turkism, 3 May 1944, Nationalism, Nihal Atsız, Sabahattin Ali.

 

 

              

 

YOĞURDUN İZİNDE: TÜRKLERİN YOĞURT TARİHİ

Dr. Filiz YILDIZ-AKGÜL

Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü

filiz.yildiz@adu.edu.tr

Özet:

 

Yoğurt; memeli hayvanların evcilleştirilmesi ile başlayan süreçte tüketim fazlalığı olan sütün doğal koşullarda laktik asit bakterileri ile bulaşması sonucu oluşan bir süt ürünüdür. Yoğurdun ilk defa nerede, nasıl ve kimin tarafından yapıldığına dair yeterli miktarda bilgi mevcut olmamasına rağmen Kaşgârlı Mahmut tarafından 1072-1074 yılları arasında yazılan Divan-ı Lügat-it Türk ve Balas Gumlu Yusuf Has Hacip tarafından yazılan Kutadgu Bilig adlı eserlerde yoğurt sözcüğüne rastlanmaktadır. Günümüzde bazı milletler yoğurdun ilk kez kendileri tarafından üretildiğini ileri sürseler de yoğurt, Türk kültürünün keşfettiği en önemli süt ürünlerinden birisidir. Yoğurt kelimesi, 8. yüzyılda Türkler tarafından ilk kez kullanılmıştır. Bu nedenle Asya'daki Türk göçebelerin yoğurt yaptıkları bilinmektedir. Yoğurt öz Türkçe bir kelimedir ve tüm dünya literatürüne yoğurt olarak geçmiştir. Tarihi süreçlerde, fermantasyon insanlar tarafından sütün muhafazasında kullanılmıştır. Fermente süt ürünlerinin kökenini izlemek için elde çok fazla kayıt olmamasına rağmen, Fenike döneminden (MÖ 2800) bile önce Orta Doğu bölgesinde ortaya çıktığı düşünülmektedir. Orta Asya kavimlerinin batı uzantısı olan İskitlerin yoğurt yaptığı ve yoğurda benzer yiyecekler yediklerini Hipokrat (M.Ö. 460-370) da bildirmiştir. Dolayısıyla bu makalede yoğurdun geçmişine bir ışık tutulmaya çalışılmıştır.  Yoğurdun izinde konu başlığı kapsamında Türklerin yoğurt geçmişi ele alınmış ve yoğurdun bir Türk yiyeceği olduğuna dair bilgiler ve veriler paylaşılmıştır.

 

Anahtar Kelimeler: yoğurt, fermente ürün, tarihçe, öz Türkçe

 

YOGHURT'S TRACE: YOGURT HISTORY OF TURKS

 

Abstract:

 

Yoghurt; is a dairy product resulting from contamination with lactic acid bacteria in natural conditions of the excess of consumption in the process beginning with the domestication of mammals. Despite the fact that there is not enough information about where, how and by whom it was made for the first time, Yoghurt word is found in Kutadgu Bilig's works written by Divan-i Lügat-it Türk and Balas Gümus Yusuf Has Hacip written by Kaşgârlı Mahmut between 1072-1074. Today, some nations say that yogurt is produced for the first time by themselves, but yogurt is one of the most important dairy products that Turkish culture has discovered. The word yoghurt was first used by the Turks in the 8th century. For this reason, it is known that the Turkish nomads in Asia are making yogurt. Yoghurt is a word in Turkish and is passed on as yoghurt to the whole world literature. In historical processes, fermentation has been used by humans in culvert. It is thought to have originated in the Middle East region even before the Phoenician period (2800 BC), although there is not much registration to trace the origin of fermented dairy products. Hippocrates (460-370 BC) reported that the Scythians, the western extension of the Central Asian tribes, made yogurt and consumed similar foods in the yoghurt. Therefore, it was tried to keep a light on the past that kneaded on this article. Within the scope of the topic, the history of yoghurt was handled by the Turks and information and data were shared that it was a turkey food.

 

Keywords: yoghurt, fermented product, history, Turkish self

 

 

 

KIRGIZİSTAN’DA YAŞAYAN AHISKALILARIN GÖÇ SÜREÇLERİ VE ENTEGRASYONLARI

Dr. Öğretim Üyesi Ayten CAN[2]

Gürşat KALE**

Mehmet AKKAYA***

ÖZET

 Göç, Türk kültürünün önemli bir unsurudur. Türkler kimi zaman kendi istekleriyle yeni yurtlar edinmek için göç ederken, kimi zaman da başka milletlerin hâkimiyeti altında yaşamayı kabul etmediklerinden göç etmişlerdir. 

Bildiri konumuzu içeren Ahıska Türkleri ise Osmanlı İmparatorluğu’nun iskan politikası gereği İç Anadolu Bölgesinden Ahıska (Mesheti)’ya göç ettirilerek yerleştirilmişler, neredeyse iki buçuk asır burada yaşadıktan sonra Stalin dönemi tehcir politikaları ile 1944 yılında zorla Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Türkistan ve Kırgızistan'a göç ettirilmişlerdir. Bir sürgün olarak tanımlayabileceğimiz bu göç sürecinde çok ağır travma yaşamış olan Ahıska Türklerinin büyük çoğunluğu, Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrasında Türkiye ile Orta Asya arasında başlayan siyasi ilişkiler ve ortaya çıkan olumlu atmosfer üzerine Türkiye’ye göç etmişlerdir. Yoğun olarak Bursa, Antalya illerinde yaşayan Ahıska Türklerinin bir kısmı da Aydın ili İncirliova ve Nazilli ilçelerinde yaşamaktadırlar.

Günümüzde Türkiye'de 40.000'den fazla nüfusa sahip olduğu tahmin edilen Ahıska Türklerinin, yaklaşık 1000 kişilik kısmı Aydın İli İncirliova İlçesinde yaşamaktadır.

1944 yılı sürgün sonrası 11.000 Ahıska Türkü Kırgızistan’a yerleştirilmiştir. Ağırlıklı olarak Oş, Talas ve Frunze’de (Bişkek) yaşamakta olan Ahıska Türkleri atalarından öğrendikleri dillerini, kültürlerini, gelenek ve göreneklerini günümüzde de sürdürmekte ve gelecek nesillere aktarmaktadırlar.

Bu bildiride Ahıska Türklerinin göç sürecine ait bilgilere yer verilecektir. Aynı zamanda bildirimizin amacı Kırgızıstan’da yaşayan Ahıska Türkleri ile yüz yüze yapılan görüşmelerde ifade ettikleri sorunları ve yaşadıkları yerlere göçleri sonrası uyum süreçleri hakkında bilgi vermektir.

Anahtar Kelimeler   : Ahıska Türkleri, Göç, Kırgızistan, İncirliova, Entegrasyon.

 

 

 

 



[1]  İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, dalkesen2014@gmail.com

* Prof. Dr. Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi, ykilic@pau.edu.tr.

[2] Adnan Menderes Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi

** İncirliova Belediyesi, Belediye Başkanı

***İncirliova Belediyesi, İncirliova Kent Belleği Koordinatörü